Bağırsağımızdaki Mikroskobik Yaşam

Geçtiğimiz 20 yılda yapılan araştırmalarda vücudumuzun tam otonom bir yapıda olmadığı, sayıları trilyon ile ifade edilebilen bakteri, mantar ve protozoaların bizimle birlikte ve kısmen bizden bağımsız olarak yaşamını sürdürdüğü keşfedildi. Bunların tümüne, genleriyle birlikte microbiom adı verildi. Bu canlıların sayısı değişmekle birlikte yapılan araştırmalarda bizim hücrelerimizden daha fazla olduğu gösterilmiştir; oran 1.3/1 tür, yani bizim hücre sayımızın 1.3 katı kadar microbiom hücresi olduğu bilinmektedir.

Bağırsağımızda bulunan başta bakteriler olmak üzere, bu mikroorganizmalar temel olarak yediğimiz karbonhidratlarla beslenirler, ve bunun sonucunda kısa zincirli yağ asitleri, laktik asit, etanol, CO2 ve H2 meydana getirirler. Ayrıca folat, biotin, K vitamini gibi vitaminleri de sentezlerler. Bunları meydana getirdiği kısa zincirli yağ asitleri bağırsak hücrelerimizin temel enerji kaynağıdır. Yani bakteriler ile vücudumuz arasında karşılıklı fayda sağlayan bir ilişki söz konusudur.

Bağırsak microbiomu vücudumuzun bağışıklık siseminin oluşması gelişmesi ve sürdürülmesinde önemli rol oynar. Ayrıca bağırsak-beyin sinyal iletim ve etkileşimini sağlayan vagus sinirini değişik iletken moleküller (nörotransmitter) aracılığıyla uyardıkları bilinmektedir. Dolayısıyla beyine mesaj ileterek beslenme tercihlerimizin oluşmasını etkilerler ve kendilerine besin olacak gıdaları tüketmemizi sağlarlar.

Bağırsak florasındaki değişikliklerin pek çok hastalığın ortaya çıkmasında değişen derecelerde rolü olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Bunlar arasında asthma ve alerjik hastalıklar, akut ishaller ve özellikle seyahat sırasında oluşan ishaller, İltihaplı bağırsak hastalıkları, antibiyotik kullanımına bağlı kolit ve enterokolit sayılabilir. Son dönemde diyabet ve obesite de bu listeye eklenmiş ayrıca onkoloji alanında da bağırsak florasındaki değişikliklerinin rolüne dair araştırmalar yayınlanmaya başlamıştır; bazı kanser türlerinin gelişiminde etkileri olabilmektedir ya da kemoterapiye verilen yanıtta bakteri türleri arasındaki dengelerinin değişmesinin rolü gösterilmektedir.

PROBİYOTİKLER

Günümüzde ilaç olarak tükettiğimiz probiyotikler bağırsak floramızda doğal olarak bulunan, genelde yararlı olduğunu bildiğimiz bakteri türlerinin preperat halinde getirilmiş şeklidir. Tablet, kapsül, toz ya da gıda katkısı şeklinde sunulmaktadırlar. Bugün en yaygın olarak kullanılan probiyotikler lactobacillus türleri, bacillus clausi, bifidobacterium türleri, enterococcus feacium, streptococus thermophius ve saccharomyces tir.

Bugün için kanıtlanmış probiyotik tedavi endikasyonları şunlardır;

1) Antibiyotik tedavisine bağlı diyare ve kolit

2) İnfeksiyöz diyare ve seyahat diyaresi

3) İrritabl bağırsak sendromu, özellikle diyare formları

4) Ülseratif kolit ameliyatı sonrası pouchitis

5) Bazı allerji hastalıkları (egzama gibi)

Tüm bu hastalıklarda bağırsağımızın normal florasını destekleyerek, patojenik mikroorganizmaların çoğalmasını baskılar, immun yanıtı düzenler ve hekim önerisiyle probiyotik kullanımı uygun olur.

probiyotik ile ilgili görsel sonucu

Ayrıca birçok hastalıktada probiyotik tedavisi ile ilgili araştırmalar sürmektedir. Bunları özetlersek; çocuklarda tonsillit ve idrar yolu infeksiyonu, postmenapozal osteoporoz, divertikülit, atopik dermatit, astım ve allerjiler, obesite ve diabet, helicobacter pylori eradikasyonu sayılabilir. Yine bir diğer araştırma alanı da kanser tedavisinde ve özellikle preventif onkolojide probiyotiklerin yeridir. Ancak bu hastalıklarda hangi probiyotik türünün hangi etkiyi gösterdiği tam aydınlatılmamıştır. Bu nedenle henüz yeterli kanıtlanmış veri olmadığı için rutin kullanımı bugün için önerilmez.

Ama en azından bugünkü bilgilerimizle kesin olan, gereksiz antibiyotik kullanımı ile vücudumuzda bizimle birlikte yaşamını sürdüren, bağışıklık gibi çok önemli fonksiyonlarımıza katkısı olan flora bakterilerimizin dengesini bozmamamızın önemidir.

Prof. Dr. Ethem Tankurt